Demokrasi, Bokrasi
“Bu yazıda adı geçen kurum, kuruluş ve kişilerin gerçekle alakası yoktur. Lütfen üzerinize alınmayınız.”
Ulvi Alacakaptan’ın ufacıkken izlediğim tiyatrosundaki sözü aklıma geliyor, bu kelimeyi çok fazla duymaya başladığımdan beri. 4-5 yaşlarındaydım sanırım “Demokrasi, bokrasi!” diye bağırıyorlardı sahnede. Ben de ne anlıyorsam artık gülüyordum kahkahalarla =)
Yine gülüyorum demokrasinin ne olduğunu tekrar gördüğümden beri.
Her ne kadar blogumda bahsetmesem de 1 senedir başında olduğum bir topluluk var bölümümüzde. Başkan sıfatını, sevmediğimden, kullanmadım resmi işlemler dışında. Çünkü EBMT’yi benden önce ayakta tutan Salim’den, Umut’tan, Duygu’dan hepsinden bu şekilde gördüm. Herkes başkandı, herkes yöneticiydi ve herkes üyeydi. Benim tabirimle özgür bir topluluktu. Ta ki…
Herkesin eşit olduğu bir ortamda, ön plana çıkma hırsı olanların kendilerini gösteremedikleri görülene kadar. Sene hızlı başlayacaktı EBMT için, belli olmuştu. Çünkü bölüm içerisinde başka bir topluluk durumları konuşulmuş, yaptıklarımdan ötürü şikayetler gelmiş ve daha haberim olmayan bir sürü olay olmuş. Şikayetler bir bir gelmeye başladıkça öğrendim ben de neler olup bittiğini.
Özgür bir topluluk olarak tabir ettiğim ortama başkaları da dahil olmak istiyor ve bunu toplulukla paylaşmak yerine – küçük çocukların arkadaşlarını annelerine şikayet etmeleri gibi – büyüklere şikayete, yakınmaya (her ne şekilde tabir edilir bilemiyorum) gidiyorlar. Çelişkiye bakar mısınız? Ortam özgür, ne olursan ol gel deniliyor ve bu ortama girememekten şikayetçi olanlar var. Ben hala anlam veremedim, verebilenler olursa bana da açıklarsalar sevinirim. Peki bu yardımsever kişiler özgür ortama giremiyorlarsa ne olması gerekir? Ortamın özgür olmaması gerekir. Değişmesi gereken kişilerin zihniyeti değil, ortamın duruşudur. Ben böyle savunmasam da benden istenen buydu. Uğraştım kendimce, işin içine hiyerarşi girerse neler olabileceğine dair görüşümü bildirdim defalarca, ama maalesef ki bizdeki bu yapıcı değil yıkıcı olma potansiyeline laf geçirilmiyor. Elimden geldiğince, sadece kağıt üzerinde kalacak bir hiyerarşi oluşturarak, topluluğu devam ettirdim. Ta ki…
Özgür ortama katılamayan kişilerin, hiyerarşik ortama girmelerinin daha zor olduğu görülene kadar. Neden mi zor? Çünkü hiyerarşik bir ortamda, ortama katılmak isteyen kişilere yapılabilecek en iyi şey, ne olursan ol gel ama şu kadarlık konuşma hakkına sahipsin, fazla konuşamazsın demek. Fazla konuşabilecek kişiler şunlardır, şunlar en fazla konuşabilir diye bir ayrım var çünkü. Eee tabi ki bu da kısa süre içerisinde patlak verdi. Şimdi ne yapılması gerek? Ortama katılmak isteyenleri bodoslama merkeze yerleştirmek gerek. Haydaaa. Başlasın şimdi sil baştan her şey.
Seçim! Demokratik bir seçim şart. Herkes bölümünün topluluğunda görev alacak kişileri seçebilmeli. Kimse kafasına göre iş yapmamalı. Özgürlük de neymiş, “emir-komuta-yalakalık” zinciri varken. Saatlerce yapılan toplantılar sonucunda topluluk – zaten olması gerektiği gibi – seçimi kendi içinde halledecekti, böyle konuşulup anlaşılmıştı. Ta ki…
Günlerce uğraşınız, geç saatlere kadar bölümde kalmalarınız hiçe sayılarak, seçim kararının topluluğa hiçbir şekilde danışılmadan alınmasına kadar. Bölüm genelinde bir seçim olursa aday olmayacağımı belirtmiştim. Gerekçem de – saçma olabileceğini düşünenler olsa da – şöyleydi : ” Hiyerarşik bir yapıya bürünmeden, herkesin isteklerini dile getirerek, bu isteklerin yapılmasına çabalanılan bir topluluğu idare etmek için, hiçbir yarışın içerisini girmem. Eğer biri başkan sıfatını almak istiyorsa, buyursun alsın ve ben de sonuna kadar destekleyeyim. Fakat çok fazla iç içe olamayan bölümümüzün bir de yarış içerisine sokulmasını uygun görmüyorum ve seçimde aday olmayacağım. Bu yarış, ortamı laubali bir konuma getirecektir ve böyle bir şeyi görmek istemem.” Cümlelerin sırası yanlış olabilir fakat tam olarak belirttiğim cümleler bunlardı. Sonuç olarak aday olmadım ve seçim günü geldi çattı.
İstenen, demokratik seçim olacaktı, ister istemez merak etmiştim ve seçim anını bekliyordum. Keşke merak etmeseymişim, Ulvi Alacakaptan’dan rica etsem o bana
özetlermiş seçimi. Seçim yanlış bilmiyorsam eğer, şu şekilde oldu : Sınıflar tek tek dolaşılıyor ve seçime katılan yönetim kuruluna oy veriliyordu. Tam tamına 1 yönetim kurulu adaydı. Oylama “Bu yönetim kurulunu kabul ediyor musunuz?” sorusuna Evet ya da Hayır seçenekleriyle oy verme şeklindeydi. Oylar açık oy şeklinde, parmak kaldırılarak yapılıyordu. Yani ortam tamamen demokratik idi. Ben ne oy mu verdim? Hayır oyu verdim. Nedenini birazdan anlatacağım.
Benim EBMT ile olan alakam görevi teslim etmemden sonra kesilmiş olacak. EBMT adına çalışan yeni arkadaşlara başarılar diliyorum. Umarım çok iyi şeyler yaparlar ve hem kendi adlarına hem bölümümüz adına hayırlısı olur.
Peki bu yazıyı neden yazdım? Yaram var gocunuyor muyum? Yok yok öyle bir derdim yok. Tam tersine sessiz sedasız çekildim. Hiçbir yorum yapmadan, kimseye tek laf demeden bıraktım topluluğu. Çabaladım ortamın böyle bir yarış içerisinde olmaması için, ama olan oldu. Ben her ne kadar sessiz kalsam da arkamdan konuşulan kötü sözler, dedikodular vs. bir noktadan sonra rahatsız etmeye başladı. Sessiz sedasız çekildiğimde arkamdan bu kadar çok laf geliyorsa, ben de konuşup başkaları gibi ortamı kızıştırsaydım kim bilir neler konuşulurdu ardımdan.
Seçim yüzüne bir triple girdiğimi söyleyenler, başkanlığı bırakmak istemediğimi söyleyenler, toplulukta istemediğim kişiler olduğunu söyleyenler. Bir sürü dedikodu geldi kulağıma maalesef. Çocukça değil mi? Gören Amerika’yı falan yönetiyoruz sanır. Şimdi böyle cümle kurunca da EBMT’yi küçümsedi derler =) Oturup bir düşünün, bu kadar hırs niye? Zaten çoğu kişinin birbirinden habersiz yaşadığı bir bölümde okuyoruz. Bari kurulan bir topluluk var onun aracılığıyla bir şeyler yapılsın, bölümdekiler birbirini tanısın. Yapmayın lütfen, bir havalara girdiğim falan yok benim =) Her fırsatta dile getirdiğim şey şu : ” Biri topluluğun başına geçmek istiyorsa buyursun geçsin ve sonuna kadar destekleyip yardımcı olayım. Benim amacım topluluğun başında olmak değil, toplulukla beraber bir şeyler yapabilmek.” Bana neden, toplulukla alakalı bir şeyler yapmak isteyenlerin istekleri yerine, şikayetçi olanların anlamsız şikayetleri geldi anlayamıyorum.
Neden hayır oyu kullandım? Toplulukla alakalı yaptığım, başkalarının nedense hoşuna gitmeyen şeyler bana dedikodu olarak geri dönüyordu. Oy kullanılacağı zaman beni takip eden o kişi/kişiler için hayır oyu kullandım. Evet oyu kullanacaktım normalde. Ama sadece meraktan, bu hayır oyu verdiğim de bana geri dönecek mi diye merak ettiğimden hayır oyu verdim. Hemen ertesi güne aaa bak “Enes böyle böyle oy vermiş” diye konuşuldu. Yazıktır. İnsan kendini bir tok sanıyor. İnsanların işi gücü yok dedikoduyla uğraşıyorlar maalesef. Tekrar belirtiyorum, şunun farkına varmalı herkes. Topluluğun amacı tüm bölümden, isteyen herkesin katılıp, beraberce bir şeyler yapabilmesine destek olmaktı. Umarım bundan sonra da öyle olur. Yani ben başkan olmuşum, başkası olmuş, yok şu şunu demiş, şu şu oyu vermiş, bunları konuşmaya ne gerek var? Bu kadar kasılacak ne var ki zaten? Her sene, 5-10 kişinin yürütmeye çalıştığı, kendi çapında bir topluluk (Burda da topluluğa hakaret etmedim, kötü laf etmedim ona göre).
Biraz fazla uzun bir yazı oldu. Ama dedikoduyu sevmediğimden ve birilerinin arkamdan konuşmasından rahatsız olduğumdan yazdım yazıyı. Birileri benim hakkımdaki doğruları benden öğrensin, başkasından değil. Sonuçta bu bölümde okuyorum ve arkamdan yapılanlar eğitim hayatımı da tehlikeye sokabilecek duruma geliyor zaman zaman. Sakin olun, rahat olun, sağlıcakla kalın =)
Okuyucu sözlüğü :
Bu bölüme neden gerek var? Çünkü aramızda kelimelere körü körüne takılıp, yazının ne anlatmaya çalıştığını anlamadan, tek kelimeye odaklanıp başkalarına ders vermeye çalışanlar var.
Şikayetçi : Bu yazıda bu kelime birden çok anlama gelmektedir. 1) Kişinin bir kurum, kuruluş ya da kişiye doğrudan şikayette bulunması manasına gelmeyip, hizipçilik çıkaran, kendince bir şeyler yapmaya çalışırken ortalığı karıştıran kişi manasına gelmektedir. 2) Gittiği seminerlerde bas bas bağırılan “farklı ol, fark yarat” kelimelerini başka taraflarından anlayıp, yaşının ilerisine gidememiş, hatta kendi yaşına bile gelememiş, çocukça davranışlar gösteren kişilik.
EBMT : Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Topluluğu adıyla Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde ikamet eden, bugüne kadar bölüme ve öğrencilerine yardımı amaçlamış, bundan sonra da öyle olmasını dilediğim topluluk.
Bazı cümlelerde kullanılan ben yaptım, ben ettimli fiiller : Merak etmeyin başkanım diye bir taraflarım kalktığından değil. Sadece bazı kısımlarda, yaptığım şeylerin sorumluluğu bana ait olduğundan öyle yazıyor, başkasına suç atmak istemem. Diğer kısımlarda da cümle yapısından dolayı. İnanmıyorsanız inceleyin.



Tarih : 31 Ekim 2010
Kategori : 
2.968 kez okundu







Birileri arkanızdan konuşuyorsa, Onlardan öndesiniz demektir.
Çehov
Ayrıca;
Come to the dark side, we have cookies.
V.
salla gitsin topraam, kendi işine bak ne kadar yırtınırsan yırtın millete yaranaman
B.
Benim için zaten sıkıntı yok =) Kendimce durumu değerlendiriyorum ve arkamdan konuşulmasına gerek olmadığını söylüyorum. O kadar abartılacak bir ortam yok çünkü. Sadece bir topluluk ve bir kaç sorun. Ama herkes o kadar büyüttü ki, ister istemez sorun yaşamaya başladım. Durum bu =)
[...] This post was mentioned on Twitter by Umut Benzer, Enes Ateş. Enes Ateş said: Demokrasi, Bokrasi – http://www.enesates.com/demokrasi-bokrasi/ [...]
Raad ol yiğen
ayrıca basriye katılıyorum, son cümlesine hele.. Demokrasi hakkındaki görüşlerimi izinsiz çekilen bir videomdan bulabilirsiniz "devlet" foreve.. hee kimin işine yarar, adam 2-3 bin yıl önce yazmış ama hala tecrübelenememiş insanlar.. haa senin konunun uzağına çıktım ama ne yapam
insanları takmamak gerek. olayları değerlendirmek gerek kısaca..
Öncelikle yazıyı okuduktan sonra aklıma gelen tek şey; "Acaba bu sefer kim kime neyi şikayet edecek ?" oldu. Sanırım yazıda anlatılan olayları okuduysanız ve benim de bu olayları birebir yaşamış biri olduğumu düşünürseniz aklıma ilk bunların gelmiş olmasını garipsemezsiniz.
Yazıda Enes'in başkanlık sıfatını kullanmadığı konusunda dediklerini de birebir görmüş biriyimdir. Bundan 1 sene önce seçim sonrası yeni başkan olduğu bir dönem sitesine bıraktığım bir yorumda "…sağol başkan" şeklinde geçen söylemde ki "başkan" kısmını benim iznimle kaldırırken Enes bana toplulukta belli bir hiyerarşi ve ön plana çıkmanın olmayacağını öğretmişti. Benim topluluğu bu yüzden sevmemi sağlamıştı kendisi.
Demokrasi kavramı hakkında hiçbir yorum yapamıyorum. Sadece "Günlerce uğraşınız, geç saatlere kadar bölümde kalmalarınız hiçe sayılarak.." kısmını okuduğum da bazı şeylerin ne kadar demokratik ve adil işlediğini düşünüyorum ve benim de harcadığım onca saate ve emeğe acıyorum sadece.
Enes'in bu olayları büyüttüğü için bir yazı yazmadığı, sustukça birilerinin daha da çok konuştuğunu fark ettiği için bir yazı yazdığı konusunda da bir iki cümle söylemek isterim. Ne yazık ki evet. Enes hakkında, hayır deyişi hakkında, başkanlığı hakkında saçma sapan gereksiz bir sürü dedikodu ile bende karşılaşıyorum. Belki artık bu yazı sonrası birileri sesini azaltır ya da daha anlamlı sesler çıkarır. Haa ayrıca oylama işlemi konusuna gelirsek eğer bizim sınıfta evet verenler sayıldıktan sonra hayır verenler için bir oylama yapılmadı bu yüzden evet vermedim ama oyum ne olarak değerlendirildi onu da bilmiyorum.
Bu yorum ile Enes'in avukatlığını yaptığım söylenmesin. Zaten Enes'in buna ihtiyacı olmadığı gibi, 21 yaşında biri olarak kendini gayet güzel ifade ettiğini düşünüyorum. 20 küsür yaşında ki bireylerin yapması gereken ifade etme şekillerinden birini kullandığını düşünüyorum. (!)
Bundan 1 yl önce topluluk hakkında yazmış olduğum bir yazı geldi aklıma.
"Yukarıda bahsettiğim kopukluk konusunda ki düşüncelerimi duyduğu an “Elimden geldiğince halletmeye çalışacağım” diyen ve gerçekten de tek başına olmanın zorluğu altında çabalayan, bana birçok şeyi öğreten, öğrenmem konusunda destek çıkan, “Sorunun olduğunda çekinmeden gel.” diyebilecek kadar yardımsever, çıkarsız, iyi niyetli insanlar… Böyle insanlarla da meslektaş olacağımı görüp daha da çok sevdim bölümümü. Belki siz de benim gibi seversiniz EBMT toplantılarına gelmeyi."
Sanırım bu yazı o dönem ki geçerliliğini korumadığı için; o yazıda bahsettiğim 2 kişinin, aynı zaman da çok sevdiğim,güvendiğim ve değer verdiğim 2 arkadaşımın da topluluk ile bir alakası kalmadığı için ( bknz: Salim ve Enes) , özgür olmayan bir toplulukta çalışmak istemediğim için bende topluluğu bırakma kararı aldım ve fakat benimle ilgili de birkaç şey kulağıma gelmeye başladı ve Enes benim kişisel bir blogum olmadığı için bu yorum içerisinde bunlara cevap vermeme olanak sağlarsan çok sevinirim.
Topluluğun adını duyurmak amacıyla Cebit Bilişim fuarında bölüm de gerçekleşecek bir etkinlik ayarlamıştım. Etkinlik nasıl olur bilmiyorum ama afiş veya bannerlarda EBMT logosu yer alacaktı. Ki bence hoş olurdu. Birkaç hocamın izni ile etkinlikte "Ege Bilmuh'un katkılarıyla.." yazıldı sadece. Afişler için dün temasa geçtiğim diğer üniversiteler ve bölümlerde ki kişiler "Bunu hangi topluluk ayarlıyor?" dediklerinde "Birkaç hocamın yardımıyla ben ayarlıyorum" yerine EBMT derdim.
Her neyse. "Hani etkinlik Ebmt'nindi." gibi bir iki şey söylenmesin. Hatta topluluğu bıraktıktan sonra da "En önlere oturabiliyor muyuz hala, etkinlik bizim mi?" dendiğini bizzat duydum. Üzgünüm ama inanılmaz koşuşturduktan sonra sonra üyesi olmadığım bir topluluk için bir şeyler yapacak kadar iyi biri değilim sanırım ben. Ve isteyen kişiler en öne oturabilir hatta açılış konuşmasını da onlara ayırabilirim. Bu konu hakkında buradan da açıklama yapmak çok rahatlattı beni. Bir yanlış anlaşılma olsun istemem.
Toplulukta çok sevdiğim arkadaşlarım da var. İyi işler çıkaracağını düşündüğüm. Onlara başarı diliyorum. Benim bölümden hiç kimse ile bir problemim yok, herkes kendisi için neyi doğru buluyorsa onu yapar. Kimseye karşı bir düşmanlık ve kin beslemiyorum.
Epey konuşmuşum Enes,beni affet. Bölümden çok değerli ve sevdiğim bir hocamın mailinde yazdıkları ile bitiriyorum yorumu.
"Aldığın kararla için rahat edecekse, ben de destekliyorum seni. Ancak yine de kafanızda olan bazı etkinlikleri yine topluluk altında yapabilirsiniz. Önemli olanın topluluk değil öğrencilerin bir şeyler için çaba sarf etmesi olduğunu söylemiştim.
Sizlerin boş oturmayacağını biliyorum
"
Neyse Sayın Ateş biz boş oturmayalım yeter. Herkes için her şeyin hayırlısı olması dileğiyle